Bugün, diğer duyularımıza kıyasla biraz ikinci plana atılsa da, aslında hayatımızda çok önemli bir yere sahip olan koku alma duyumuzdan ve kokunun hayatımızdaki yerinden bahsedeceğiz. Gerçekten de kıyaslama yaparsak gördüklerimize, işittiklerimize, tattıklarımıza ve hissettiklerimize daha fazla yoğunlaşabiliyoruz. Peki koku bizim için aslında ne derece önemli? Gelin yakından inceleyelim.
Koku ve Önemi
Kokuya önce bilimsel açıdan bir giriş yapalım. Merak etmeyin, konuyu tek düze ele alarak sizi sıkmayacağım ancak aşağıdaki bilgiler konuya farklı bir pencereden bakmamızı sağlacak.
Koku almanın canlıların geliştirdiği ilk duyu olduğunu biliyor muydunuz? Tom Stafford’un BBC Future’da yer alan makalesinde belirtildiği üzere bakteriler, tüm diğer duyulardan önce havadaki ve sudaki kimyasalları algılamak için koku duyusunu geliştirmiş. Yani koku için tüm duyuların atası desek yanlış olmaz.
Stafford yazısında, insan beyninde tüm diğer duyuların işlenmek için talamus denilen bölgeye ulaştığını belirtiyor. Koku alma duyusu ise beynin derinliklerinde farklı bir merkezde işlenmekte. Koku alma soğanı denilen bu bölge ile bir tür hafıza kaynağı olan hipokampus bölgesi yan yana yer alıyor. Bu da bize, bazı kokuların bizi nasıl küçüklüğümüze veya bir anımıza ışınladığını anlatıyor aslında. Bu sizin de başınıza geldi mi? Aniden burnunuza gelen bir kokunun sizi 5 yaşınıza götürdüğü oldu mu? Benim kokuyla ilgili hatırlayabildiğim en eski anım, saçları yünden olan ve kafası çilek benzeri birşey kokan oyuncak bebeğimdi. Seneler sonra bir alışveriş merkezinde aynı kokuyu aldığımda nasıl mutlu olmuştum anlatamam.
Koku ve Günlük Yaşantımızdaki Yeri
Günümüzde koku alışveriş alışkanlıklarımızı yönetecek boyutta bilinçli olarak kullanılıyor. Bazı mağazaların hep aynı şekilde koktuğunu fark ettiniz mi? Hatta müşterilerini mutlu etmek ve daha uzun süre kalmalarını sağlamak için bazı alışveriş merkezleri tüm katlarında güzel kokular yayan cihazlar kullanıyor.
Peki ya kahve dükkanlarına ne demeli? İçine girer girmez, hatta önünden geçerken bile bizi davet eden kendine has kokuları vardır. Eliminasyon beslenmesi nedeniyle bir süredir kahve içmemeyi seçsem de bu muazzam koku bile beni mutlu etmeye yetiyor diyebilirim.
Güzel kokan biri bize çekici gelirken, ter kokan kişilerden ise koşarak uzaklaşmak isteriz öyle değil mi? Parfüm sektörü de daha güzel kokmamız, dolayısıyla daha etkileyici olmamız için bu kadar gelişmedi mi?
Koku ve İyi Yaşam İçin Öneriler
Peki kokunun önemini hatırladığımıza göre, onu hayatımızı iyileştirmek için nasıl kullanabileceğimizi düşünelim biraz da.
Sakinleşmek

Stresli bir yaşamı olan kişiler lavanta kokusunun sakinleştirici etkisini kullanabilirler. Çocuklarda ve bebeklerde de uykuya geçişi kolaylaştırmak amacıyla lavanta yağından faydalanılabilir. Bunun için yastığa 1-2 damla damlatmak yeterli. Ben evimde buhurdanlığıma su ve lavanta yağı koyarak huzur verici etkisinden zaman zaman yararlanıyorum.
Hayata Lezzet Katmak
Baharatların önce çıkan özelliği kokusu mudur yoksa tadı mı sizce? Konu tarçınsa bence öne çıkan kokudur. Örneğin canınızın çok tatlı çektiği bir durumda, sütün (veya yoğurdun) üzerine biraz tarçın ekerek bu isteği törpüleyebilirsiniz. Bunu sağlayan ve bize “tatlı” vurgusunu yapan tarçının kokusudur. Yoksa sadece bir kaşık tarçını ağzınıza atarsanız bayağı acı veya yakıcı bir deneyim olduğunu fark edersiniz.
Birçok baharat, kokusu sayesinde yemeklerimizi lezzetlendiriyor, hem de neredeyse hiç kalori eklemeden. Örneğin domates soslu bir tavuk ya da hindi yemeği yapıyorsunuz, üzerine biraz fesleğen ekleyerek mucizeler yaratabilirsiniz. Aynı şekilde et yemeklerine kekik, balıklara defne yaprağı eklemek, aslında hepimizin bildiği ama bazen yapmaya üşendiğimiz hoşluklar.
Konsantrasyon

Nane ve limon kokuları çalışırken verimimizi artırmaya katkı sağlıyor. Dolayısıyla yoğun konsantrasyon gerektiren bir iş yapıyor veya ders çalışıyorsanız bu kokuların ferahlatıcı etkisinden faydalanabilirsiniz.
Kitap Önerisi

Son olarak bahsetmek istediğim bir konu daha var, o da kitap kokusu. Sizi bilmem ama ben hala elektronik kitap okuyuculara alışamadım ve bunun en büyük nedeni de kitapların o çok sevdiğim kokuları.
Kitap demişken bu konuyla ilgili size önermek istediğim bir kitap var: Patrick Süskind’in “Koku” adlı best seller romanı. Sıra dışı ve biraz huzursuz edici (bir katilin öylküsü) olduğuyla ilgili sizi baştan uyarmak isterim. Neden böyle bir kitap öneriyorsun derseniz, bu eser yazarın en çok okunan ve dünyaca tanınmasını sağlayan kitabı. Can Yayınları sayfasında belirtildiği üzere ise tüm zamanların en çok okunan Almanca kitabı.
Bu yazıyı hazırlarken öğrendiğim ilginç bilgileri aşağıda sıralamak istiyorum:
- Her insan sadece kendine özgü bir kokuya sahiptir ve bu koku genetik olarak belirlenmiştir. Yani koku bir nevi parmak iziniz gibidir.
- Anne karnındayken ilk gelişen duyumuz kokudur.
- Ortalama olarak 10.000’den fazla koku molekülünü birbirinden ayırt edebiliriz. Köpekler ise bunun yüzlerce katını algılayabilir.
- Osmanlı döneminde en beğenilen kokunun gül suyu olduğunu duymuştum ancak sarayda gül suyu ikramı yapan bir kadronun yer aldığını yeni öğrendim.
- Hastayken “ağzımın tadı yok” deriz ancak aslında alamadığımız kokudur ve hastalık tat alma duyumuzu etkilemez. Koku alamadığımız için yediğimizden pek birşey anlamayız.
- Her insanın olduğu gibi her şehrin de kendine has bir kokusu vardır.
Yazımı keyifle okuduğunuzu umuyorum. Peki sizin için en unutulmaz koku nedir? Lütfen yoruma yazar mısınız?
Sağlıklı ve mutlu kalın,
